14 Eylül 2015 Pazartesi

Sinemanın Son 20 Yılda Batan Gemileri



    Sinema sektörü ne kadar büyük bir sektör öyle değil mi?Dizisinden, kitabına, çizgi romanından, duşta bir anda gelen ilhamlık fikrine kadar hemen hemen her türlü kurgusu ile hayatımıza giren sinema filmleri ile yaşadığımız Dünya adêta şekilleniyor, renkleniyor ve gelişiyor.Peki bu filmlerin hepsi başarı gösteriyor mu?Bir kısmı evet, bir kısmı belki, bir kısmı hayır(ne yazık ki).Dünya çapında başarıyla saygı gören 11 Oskar rekorunu üçleyen o muhteşem üç filmi izlemek de var, başarılı olamayıp reytinglerden tokatlar yemiş kalitesiz filmleri izlemek de var.
    Geçenlerde eski bir film izlemek istedim ve arşivimi kurcaladım şöyle bir.Aşağıda yazacağım filmlerden biri bu.Film sona erdikten sonra, dijital ansiklopedimiz Wikipedia üzerinden arattığımda filmin aslında hiç başarı gösterememiş olduğunu gördüm ve bulunduğu listedeki birkaç eski-yeni filmleri de merak ederek izleyim dedim.Bu filmler gerçek anlamda birer hayal kırıklığı ve rezillik örnekleri olarak görünüyor sinema dünyasının gözünde.Öyleki, bir kısmına harcanan bütçeye ekrandaki başarısı yetişememiş bile.Şimdi filmlerimizi bir gözden geçirelim.

Super Mario Kardeşler
Asker
Kızıl Gezegen
Lolita
Final Fantasy:The Spirit Within
Battlefield Earth
Pluto Nash’in Maceraları
Waterworld
Poseidon(2006)
Stealth
Titan A.E.

    Şimdi hepsine şöyle kısadan bir bakalım bu filmlerde neyi beğenmemişler?Merak etmeyin çok çok uzun bir yazı yazmayacağım.
    Oyun dünyasının en tanınmış karakteri Mario ile 1993 yılında, kardeşi Luigi ile birlikte muslukçu rolünde beyazperdede gördük ve film iki kardeşin de Daisy’i-ki sonradan öğreneceğiz ki kendisi bir prenses- ve kaçırılan diğer genç kadınları kurtarmak üzere kazara Kral Koopa’nın boyutuna gitmelerinin macerasını izledik.Kimi eleştirmenler filmi, oyunu ile bağdaşmadığı için duvardan duvara vurdular.Ben filmi çok beğendim, tamam oyunu yansıtmıyor olabilir ama Dennis Hopper ve Bob Hoskins gibi iki büyük oyuncu filmi o kadar neşeye sokuyor ki, kimi sahnelerde hâla gülebilirim.Eskilerden komedi arıyorsanız, izlemenizi tavsiye ederim.
    Uzak bir gelecekte geçen bir askerin hikayesi ve başrolde Kurt Russel abimiz var.Filmde bir aksiyon var gibi desem de, aslen hiçbir şey yok.Ana karakterin zaten iki sayfalık konuşma metini bile vasat.Ancak biraz dürtmeyle film sonlara doğru yine garip bir aksiyon ile çoşuyor.Bu filmde tek beğendiğim içeriğindeki birkaç müzik, onun dışında film pek hakkını veremiyor.Yinede izlenebilir.
    Uzak olmayan bir gelecekte, Dünya her zamanki gibi yok olmak üzere ve insanlar onu kurtarmak için komşu Mars’a yosun gönderirler ki oksijen üretsin.Bir bakarlar ki oksijen düşüyor, yumurta g.te dayanıyor, hemen bir inceleme ekibi gönderirler yanlarında minik bir robotcuk ile birlikte sonrada o robot başlarına bela olur ve tüm erkek tayfadan geriye biri kalır o da kozmos şansı ile gezegenden kurtulur.Başrolde Val Kilmer’ın olduğu Kızıl Gezegen’i her ne kadar beğenmiş olsam da film sektöründe tam bir yüz karası oldu.Çünkü 80 milyon  dolar ile çekilen film sıka sıka 33 milyon dolar başarı yakaladı.Zararı kime düştü bilemem, ama sırf bilim-kurgu izleyim diye izlenebilir ve burada da yine müziğinin arkasındaki muhteşem ses ve isim Emma Shapplin var.
    Bu film aslında sinemaya ikinci uyarlamadır, ilkini 1962 yılında Stanley Kubrick tarafından sinemayla tanışan Lolita, yazarı VladimirNabokov’un romanına birebir sadık kalmıştır, ancak bu 1997 yapımı ikinci uyarlama, karşı konulamaz bir cazibeden doğan yasak aşk için ödenecek bedeli en saf haliyle anlattığı için hemen sansürlenir.Genç bir kızla, orta yaşlı bir insanın aşkını anlatan film Fransa-ABD ortak yapımı olmasına rağmen, ABD’de hiçbir dağıtıcı firma filmi gösterime sunmadığı için film ilk olarak Avrupa sinemalarında-ve ülkemizde- gösterime girmiştir.Sinemasına gidemedim, ama VCD’de izledim ve ergenlik yıllarının verdiği aşırı enerji ile ben bile karşı koyamadım filmdeki o zaman 17 yaşında olan Dominique Swain’a.Tabii şimdi izlediğimde filmi, aynı etki yok üstümde.Film sizi cazibe ile ekrana kitleyecek, yinede büyük sürpriz beklemeyin.
    Yine uzak olmayan bir gelecekte, güzeller güzeli doktor Aki Ross, uzaydan gelen ve adına Fantom denilen gizemli ve ölümcül ırkın insanoğlunu yok etmesini önlemekle görevlidir ve bu nedenle Dünya’nın pek çok köşesinden kendi deyimi ile ruhlar toplamaktadır ve toplam 8 ruh ile bu işi kökten halledecektir.Film adını, Final Fantasy oyunundan alsada, oyun ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi, hikayenin karakterle olan bağlantısının zayıf oluşu, filmi ticari bir başarızlık olarak gösterse de bu filmde Dünya’da bir ilk uygulanmıştır.İlk kez bir sanal bayan karakter magazin kapaklarını süslemiştir büyüleyici güzelliği ile.Doktor Aki Ross’un detayları o kadar belirgin ki, onun sanal bir kadın olduğuna insan ilk başta inanmak istemez sanırım, zaten filmde sadece Aki’nin neredeyse vücudundaki her kılı detaylı olarak “Render Çiftlikleri” olan tasarım departmanlarında hayat bulmuştur.Bence sırf Aki’nin güzelliği için bile ikinci kez izlenebilir bu film.
    Yazar L. Ron Hubbard’ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanmış bir filmdir.2000 yılının Mayıs ayında beyazperdeye gelen film büyük bir rezalet olarak damga vurmuştur ve bunda en büyük etken, romanın filme tamamen yansımamasından tutun da karakter ve senaryo ilerleyişini de ekleyin.3000 yılında insanoğlu köle olmuştur, Psychlos adındaki ırk tarafından.Bu ırk Dünya’da yaşayabilmek için büyük bir yapı inşa ederler ve insanları radyoaktif bölgelerde altın kazmaları için köleleştirirler.Sonrada bir grup köle yerin derinliklerinde terk edilmiş bir Amerikan Üssü bulurlar tam donanımlı.Uçağından,yakıtına,cephanesinden, nükleer bombasına kadar her şeyi kullanan insanoğlu yabancı ırkı sonunda hem gezegenden kovarlar hemde yabancıların kendi gezegenlerini nükleer bomba ile yok ederler.Film, neredeyse “En Rezil…” ödüllerinin hepsini kazanmıştır ve filmin içinde özellikle yaratıkları gösteren kamera açıları çok çocukca kalmıştır.Aksiyon yönünden bakıldığında film harika gibi görünse de, filmin ilerleyişi son derece soğuktur.Ben izlerken bu etkiye girdim.İzlemek istiyorsanız, ya John Travolta hayranlığı için izleyin yada sondaki birkaç sıcak aksiyon için izleyin.
    Açıkcası bu filmden hiçbir şey anlamadığımı açıkca söylemek isterim.Pluto Nash ismindeki karakterimiz, artık “Küçük Amerika” olarak bilinen Ay’da bir gece kulübü satın alır ancak bir önceki sahibi bilinmeyen bir nedenle ölünce bunu çözmek Pluto’ya kalır ve yol boyunca pek çok garip karakterlerle tanışır.Filmin sonuna kadar giden bu komedi-aksiyon süreci, kahramanların Pluto-Club’da zafer kutlamaları yapmaları ile son bulur.Sırf komedi var ve gülme ihtiyacı hissediyorsanız, izleyin.
    2500 yılında geçtiği tahmin edilen film bir anti kahraman olan denizcinin çevresinde dönmektedir ve bir kısım insanlar efsane olmuş olan toprak diyarın hâlen var olduğuna inanırlar.Ve bunun cevabı Enola isminde genç bir kızın dövmesinde bulunur.Hem deniz haydutları hemde kızın yaşadığı bölgedeki bir grup insan, bu anti kahramanın muazzam gemisi ile birlikte uçsuz bucaksız denize açılırlar ve filmin sonunda efsane olan diyarı bulurlar.Bu arada, öğrenirler ki, anti kahraman olan denizci, gerçekte bir mutantdır, pelteli ayakları ve solungaçları sayesinde suyun altında rahatlıkla nefes alabilmektedir.Bu durum daha baştan diğer insanları korkutur, çünkü insanoğlunun bu yeni evrim basamağını kabul etmek istemezler.Waterworld filmi, başarılı bir film sayılsa da zamanın iyi reklam yapmadığı için başarı getirememiş bir film olmuştur, ancak film güzeldir.Sırf o masmavi denizin HD formatta verdiği hazzı bile tadabilirsiniz.Sırf bu filmi baz alarak tasarımcılar Universal Studios Park'ındaWaterworld” temalı aksiyon platformları bile hazırladılar.Şu anda halen varmı bilmiyorum, ama film güzel.
Poseidon(2006):





Seksi Şarkıcı Stacy Ferguson(Fergie)

    Denizlerin tanrısı olan Poseidon’un ismini alan muhteşem bir yolcu gemisi(Cruise Ship) yılbaşını kutlamak için denize açılır ve eğlencenin tam ortasında, sanki aynı isimli tanrının tokadını yermiş gibi, büyük bir dalga ile alabora olur gemi.Yolcuların ve tayfaların çoğu, geminin tam kalbindeki büyük yemek salonundadırlar ve geminin güvende olacağı düşüncesi ile orada kalırlar ancak bir grup yolcu buna ikna olmaz ve oradan uzaklaşırlar, geminin kıç tarafına ulaşmaya çalışırlar ve kısa süre sonra yemek salonundaki camların basınç yüzünden parçalanıp salonun sulara kapılması ile ordaki tüm insanlar ölür.Geminin dip kısmına doğru olan yolculuk zorludur, yinede sağ kalan grup pruva pervanelerinden birini patlatmayı başarır ve dışarı çıkarlar ve gemi o anda tüm gövde ile batar.Poseidon filmi eleştirmenler tarafından, yeniden çekilmiş en kötü film olarak değerlendirildi.Karşılaştırma yapacak olursak, ilkfilm ile şimdikinde büyük görsel efekt farkı var, zaten izleyiciyi de etkileyen o olacaktır.Her iki filmi de izledim, ikisi de güzel.Filmi, korku filmi diye beklemeyin, tam dozda bir hayatta kalma savaşı veren bir film.Ama, benim üniversite zamanındaki sapık-azgın(kadın görmemiş) arkadaşımın, seksi şarkıcı Fergie’nin yalnızca birkaç saniyecik kareleri var ve o muhteşem vücudunu tekrar tekrar görmek için filmi geriye saran biri ile sakın izlemeyin filmi.Gerekirse kız arkadaşınızla birlikte izleyin ve mümkünse akşam izleyin çünkü film çok karanlık.
    Bu şimdiye kadar izlediğim, gerçi sadece bir kere izlediğim ve ondan sonra rastladıysam sadece televizyonda birkaç sahnesine rastladığım bir filmdi ve hep öylece kalacaktırda.Ordu kendine muazzam bir silah hazırlamıştır.Bir yapay zeka-ismi EDI- kontrolünde sesten hızlı uçak ve bu uçağı en elit üç pilotun kontrolündeki birliğe teslim eden kumandan yüzünden yapay zeka ile kedi-fare oyunu oynayan baş pilotun macerası sürer, hemde sürer de sürer film boyunca.Birazcık ortamı duygusallaştırması içinde filme dişi karakter olarak Jessica Biel de eklenmiştir.Dişi kahramanımız Kuzey Kore topraklarına düşünce baş pilot ile EDI onu kurtarmak üzere harekete geçerler ve film sonuna doğru EDI kendini feda eder, ancak film sonu sahnesinde görürüz ki EDI’nin fonksiyonları hala aktifmiş gibidir, yani kesin bilemeyiz ne olacağını.Birkaç it dalaşı gibi aksiyon sahnelerini saymazsak filmde çok da bir artı yok diyebilirim.
Titan A. E.:



Titan Projesi










    İnsanlık 3028 yılında ileri derecede teknolojik atılım ile uzayda seyahat edebilecek ve diğer ırklarla temas kurabilecek kadar gelişmiştir.Ancak ileri derece deneysel araştırma olan (Proje Titan) gelişimi, saf enerjiden oluşmuş olan Drej ırkını rahatsız eder ve Dünya’ya saldırıya geçerler.İnsanoğlunun büyük yüzdesi kaçmayı başarır ama Drej ırkı, Dünya’yı sinema tarihinde görülen en kendine has bir yokoluş sahnesi ile havaya uçururlar.Titan Projesi, Dünya yok olmadan hemen önce hiperuzaya kaçarak kurtulur ve tasarımcısı Sam Tucker Titan’ı çalıştıracak olan şeyi oğluna bırakır.Aradan geçen yıllarda oğlu Cale büyür ve bakıcısı ile sürüklenen bir kolonide yaşamaya çalışır.İnsanlık, evi olmadığı için artık değersiz bir ırk vazifesi görür.Profesörün yardımcısı Korso, Cale’i bulur ve Titan’ı bulup insanlığı kurtarmak için onuda yanında götürür ve Titan’a ulaşana kadar hem Korso hemde Drej ırkı Cale’in peşinde olur.Bu macera sırasında, Cale Akima isminde bir kızla tanışır ve Titan’ı birlikte bulurlar.Titan, aslında dev bir gemidir ve gezegen oluşturabilecek derecede muazzam bir gücü vardır,ancak boşalmıştır kaçışı sırasında.Cale, saf enerji olan Drej ırkının enerjisini Titan üzerinde kullanır ve geminin reaktörünü tam kapasite çalıştırır, bunun sonucunda geminin gizli olduğu bölge olan buz alanı bir anda hareketlenir ve yepyeni bir gezegen yakınında ki yıldızın ışığı ile ilk günışığını alır, bunu duyan diğer sürüklenen koloniler rotalarını yeni dünyaya diğer adıyla Gezegen Bob’a çevirirler.Film o kadar başarısız görülmüştür ki, yapımcı Fox Animation Stüdyosu bile filmden hemen sonra kapanır.Film aslında animasyon ve el çizimi tekniğinin bir karışımı ve esin kaynağıda Uzay Yolu’nun ikinci filmindeki gezegen yaratabilecek teknolojisi olan “Genesis Device” isimli cihazdır.Aslında film güzel, hele ki daha baştaki Titan’ın kaçışı ile Dünya’nın yabancı ırk tarafından yok ediliş sahnesi filmin -tek- başyapıtı diyebilirim size.Özellikle pek çok yok ediliş sahnelerini geride bırakan başlangıç sahnesi için bile aylarca yapılmış bir araştırma söz konusu.Sevgili ile yada arkadaşlarla izlenebilir bir film mi bilemem, ama animasyon-bilim kurgu seviyorsanız izleyebilirsiniz.


    Bu  saydığım filmler dışında Wikipedia’nın hazırlamış olduğu listede daha çok film var.Ben içlerinden en ilginç olanlarını buldum izledim ve sizlere anlatıyorum.
    Herkese iyi Seyirler.

Hiç yorum yok: